BORNOVA ZİRAİ MÜCADELE ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜNÜN TARİHÇESİ

İzmir (Bornova) Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü, Ege Bölgesinin en önemli ihracat ve ithalat kapısı ve önde gelen liman şehri İzmir'in banliyösü olan Bornova da 15 Şubat 1931 tarihinde ‘Garbi Anadolu Emraz ve Haşarat Mücadele İstasyonu’ adıyla ülkemizde zirai mücadele konusunda ilk kurulan araştırma kuruluşudur.

Genç Cumhuriyetimizin o yıllarda her alanda görülen atılımlarına paralel olarak başlarında sonradan Tarım Bakanlığı' da yapmış olan Kurucu Müdür Nihat İYRİBOZ ve 11 idealist araştırıcı Ziraat Mühendisinden oluşan ekip, bölgenin hatta ülkenin Zirai Mücadele sorunlarının çözümüne günümüze kadar devam eden çalışmaları bu istasyonda başlatmışlardır. Zaman içinde giderek gelişen bu kuruluş, bir süre sonra Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü adı altında Enstitüye dönüşmüş bölgesel hizmeti ağırlık kazanınca Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü olmuş ve nihayet Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığının reorganizasyonu ve yeniden teşkilatlanması çerçevesinde 1.8.1986 tarihinden bu yana da Bornova " Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü" adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığına doğrudan bağlı ve yine bölgesel fonksiyonda araştırma Enstitüsü statüsü almıştır.

Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Kurulduğu 1931 yılından bu yana Bitki Koruma konusunda Ege bölgesi illeri Aydın, İzmir, Denizli, Kütahya, Manisa, Uşak ve Muğla illeri ile Marmara bölgesinde Balıkesir ve Çanakkale illerine ve yerine göre de Ülkemiz genelinde araştırma ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu süre zarfında bölgemizde önemli hastalık zararlı ve yabancı otlarla, faydalı fauna ve flora tesbit edilmiş ve önemli zararlıların biyolojileri, biyo-ekolojileri araştırılmış ve mücadele metodları ortaya konmuştur. Bölgemizde mevcut tarımsal ürünlerdeki tüm zararlı organizmalara karşı mücadele yapılabilmektedir. Uygulayıcı teknik personelin hizmetiçi eğitimleri gerçekleştirilmektedir. Araştırma bulguları, yurtiçi , yurtdışı bilimsel makale, kitap, çiftçi broşürü, teknik talimatlar gibi yayın kaynağı oluşturulmaktadır. Bu arada yurtdışına ihracat edilen ve yurtdışından ithal edilen bitkisel materyallerin karantina yönüyle analizler yapılmakta ve uluslar arası kabul görmüş teşhise esas standart ve metotlar kullanılmakta ve mevcut sahip olunan bilgi birikimi ile kuruluşumuzda her türlü karantinaya tabi bitkisel zararlı organizmaların teşhisi yapılabilmektedir.

Enstitümüzde kurulduğu günden bugüne kadar 500' ün üzerinde araştırma projesi sonuçlandırılmış, değişik konularda 60 adet mesleki kitap, 30 teknik bülten, 450 çiftçi broşürü ve 1000 üzerinde ulusal ve uluslararası konferans, simpozyum gibi toplantılarda tebliğler sunularak ülkemiz tarımına ve dünya bilimine önemli katkılar sağlanmıştır.

Enstitümüz yeni kurulduğu yıllarda tarımsal uygulamalar sırasında sık karşılaşılan sorunların kimyasal mücadele ile çözülmesi amaçlanmıştır. Bu yıllarda sorun olan hastalık ve zararlıların biyolojileri tam bilinememesine rağmen mevcut kısıtlı sayıda preparatla bu sorunların giderilmesine çalışılmıştır. II. Dünya Savaşı' nın ardından kimya endüstirisinin gelişmesi, DDT' nin bulunması ile kimyasal mücadele çalışmaları çeşitlenmeye başlanmıştır.1950'li yıllara kadar sadece kükürt, göztaşı, arsenikli ve kurşunlu bileşikler mevcut kimyasal mücadelenin temelini oluşturmuştur.

1963 yılında diğer Enstitülerde olduğu gibi Enstitümüzde de Genel Müdürlükçe hazırlanmış olan ve çalışanların özlük hakları ile yetişmesine yönelik " Zirai Mücadele Enstitü ve İstasyonlarında çalıştırılan elemanların ihtisas ve ünvanları hakkında tüzük" araştırma çalışmalarında ise Zirai Mücadele Araştırma Konseyi, Zirai Mücadele Çalışma Grupları, Zirai Mücadele Araştırma Komitesi yönetmelik ve ilkeleri ile projeli çalışmalar başlamıştır.

Enstitümüzde, sonuçlandırılan projeli çalışmalardan önemli olanları şubeler esas alınarak aşağıda özetlenmektedir.

Fitopatoloji Şb.    Entomoloji Şb.   Herboloji Şb.   Biyolojik Mücadele Şb.     Mücadele İlaçları Şb.   Zirai Mücadele Alet ve Uygulamaları Şb.

 

Fitopatoloji Şubesi

Ege Bölgesinde kavun solgunluğu hastalığına Fusarium oxysporium f.sp. melonis etmeninin 0; 1; 2; 1.2 nolu ırklarının neden olduğu belirlenmiş, hastalığın kontrolünde ilaçlı savaşımın başarılı olamayacağı ve yaygın olarak yetiştirilen kavun çeşitlerinin duyarlı oldukları saptanmıştır. Biberde yapılan çalışmada, biber kök boğazı hastalığının (Phytophthora capsici) savaşımında ilaçlı mücadelenin başarılı olamayacağı, kültürel önlemlere ağırlık verilmesi gerektiği belirlenmiştir.

Ege Bölgesinde yetiştirilen sebzelerde köklerinden patojen olarak 10 Fusarium türü izole edilmiş, bunların içinde en yaygın türlerin F.oxysporium ; F.equiseti ve F.solani olduğu bulunmuştur. Yürütülen diğer bir çalışmada da, nohut antraknozuna Ascochyta rabiei etmeninin 1; 4 ve 6 nolu ırklarının neden olduğu saptanmıştır. Sebze konusunda yapılan diğer çalışmalarda ise, örtü altında yatiştirilen domates, biber ve patlıcanlarda; turşuluk hıyar üretiminde; bakla ve bezelyede; yemlik baklagillerden yonca ve fiğde sorun olan fungal hastalıklar belirlenmiştir.

Pamukta fide hastalıkları üzerinde doktora çalışması yürütülmüş, hastalığın tohumla taşınmasında delintasyonun etkisi, antogonism çalışmaları yapılmıştır. Solgunluk hastalığı konusunda ise, etmenin tanılanması, hastalığın yayılışı, konukçuları, çeşitlerin dayanıklılığı, inokulasyon yöntemleri, gübrelemenin hastalığa etkisi ve patotipler üzerinde çalışılmıştır.

Haşhaş hastalıkları, etmenleri ve patojenisiteleri, hastalıkların alkoloid oranı üzerine etkisi araştırılmıştır. Ayçiçeği mildiyösü hastalığı ile ilgili olarak bir doktora çalışması yürütülmüştür. Kesme, bahçe ve saksı süs bitkilerinde kayba neden olan hastalık etmenleri, patojenisiteleri, hastalıklara dayanıklı çeşitler ve hastalıklardan korunma yolları araştırılmıştır.

Ege Bölgesinde zeytinlerin ana hastalığı olan zeytin halkalı leke (Cycloconium oleaginum) hastalığının biyo-ekolojisi araştırılmış ve elde edilen bulgular ışığında en etkin mücadele programı ortaya konulmuştur.

1971-1973 yıllarında yürütülen ihtisas tezinde, İzmir ilinde meyve fidanlıklarında fungal flora saptanmış, Podospora ve Cladorrhinum genusları ile Drechslera bromi ve Stachybotrys bisbyi türleri Türkiye için ilk kayıt olarak belirlenmiştir.

1966-1976 yıllarında, karaleke (Venturia inaequalis) hastalığının önceden saptanması ve primer enfeksiyonların önlenmesine yönelik olarak yapılan çalışmada, tahmin-uyarı çalışmalarına model oluşturma açısından ışık tutulmuştur. Hastalığın kontrolünde uygulanacak tahmin-uyarı sistemi 1984-1988 yılları arasında araştırılmış ve organizasyon çalışmaları yapılmıştır. Enstitümüz koordinatörlüğünde 22 tahmin-uyarı gözlem istasyonu kurulmuştur.

İncirde kök çürüklüğü hastalığı etmeni Rosellinia necatrix’e karşı in vitro ve in vivo çalışmalarda Trichoderma (T3 ve T5) izolatlarının biyolojik kontrolde umitvar olduğu saptanmıştır.

Ege Bölgesinde incirlerde görülen aflatoksin sorununun çözümüne yönelik olarak 1988-1990 yılları arasında yürütülen çalışmada, aflotoksine Aspergillus flavus’un neden olduğu, aflatoksin oluşumunun önlenmesinde kültürel uygulamaların etkili olduğu ve aflatoksinli kuru incirlerin UV lamba kullanılarak partilerden pratik olarak ayrılabileceği ortaya konulmuştur.

Ege Bölgesinde meyve fidanlıklarında yapılan çalışmada, fidanlıklarda görülen fungal hastalıklar belirlenmiş ve şeftalilerde külleme hastalığının savaşım programı belirlenmiştir.

Taş çekirdekli meyvelerde Sclerotinia türleri izolatlarının bazı fungisitlere duyarlılıkları üzerinde 1985-1990 yıllarında yürütülen doktora çalışmasında, captan, dodine, benomyl ve vinclozoline uygulamada sorun oluşturacak düzeyde dayanıklılık oluşmadığı, ancak duyarlılık azalışının dayanıklılık açısından potansiyel tehlike olduğu belirlenmiştir.

Dayanıklılık konusunda elma karalekesi hastalığı etmeni V.inaequalis izolatları ile yapılan çalışmada, benomyl, myclobutanil ve bitertanole karşı duyarlılık azalışlarının önemli boyutlarda olduğu bulunmuştur.

Kestane kanseri (Cryphonectria parasitica) hastalığı üzerinde 1994-1995 yıllarında yapılan survey çalışmalarında Balıkesir, Manisa ve İzmir illerinde hastalığın bulunduğu belirlenmiş ve 184 izolat elde edilmiştir.

Hipovirulent ırklar saptanmıştır. Hastalığın savaşımında kullanılacak hipovirulent ırkların kullanılma olanaklarının araştırıldığı doktora çalışması 1996-,2000 yıllarında yürütülmüştür. Bağ hastalıkları konusunda yapılan çalışmalarda ise, 1970,1973 yıllarında ölü kol hastalığının (Phomopsis viticola) Ege Bölgesindeki yayılışı, mücadelesi ve kullanılacak fungisitler belirlenmiştir. 1982-1986 yıllarında külleme hastalığı etmeni Uncinula necator izolatlarının sistemik fungisitlere duyarlılık düzeylerinin belirlenmesi konusunda bir doktora çalışması yürütülmüştür ve bulgular ışığında mücadeleye esas strateji oluşturulmuştur. Bağ mildiyösü (Plasmopara viticola) hastalığı mücadelesinde tahmin uyarı sisteminin uygulanması, yaygınlaştırılması ve organizasyonu çalışmaları yürütülmüştür.

 

Bağ fidanlıklarda yapılan çalışmalarda, sorun olan hastalıklar belirlenmiş, sürgün yanıklığı (Diplodia nadalensis) hastalığı Türkiye’de ilk olarak bulunmuştur. Eutypa hastalığının (Eutypa lata) Ege Bölgesi bağlarındayayılışı saptanmış ve Türkiye’de ilk kez yeni konukçuları olarak erik ve kiraz belirlenmiştir. Bağlarda kullanılan Gibberellik asidin külleme ve kurşuni küf hastalıklarına etkisi araştırılmıştır. Yapılan diğer bir çalışmada da kurşini küf hastalığı etmeni Botrytis cinerea izolatlarının bazı fungisitlere karşı duyarlılık düzeyleri ortaya konulmuştur. Türkiye’de ilk kayıt olarak bağlarda sorun olan Esca hastalığı sendromunu oluşturan funguslar arasında Phaeomoniella mydospora, Chlaphaeoac remonium aleophilum saptanmıştır. Halen yürütülmekte olan bağda entegre mücadele projesi kapsamında pestisit ve kurşun kalıntısı bulunmayan Entegre Mücadele programı uygulanmış Ahududu ve bögürtlenlerdeki fungal hastalıklar saptanarak, geçici teknik talimatları hazırlanmış ve üreticilere sunulmuştur. Bu hastalık etmenlerinden Diymellea applanata, Kueh neola uredinis, Microsphaeropsis olivacea, Seimatosporium lichenicola Türkiye için ilk kayıt olarak belirlenmiştir. Bakteri hastalıkları laboratuvarında, 1960-1979 yılları arasında yapılan çalışmalarda turunçgil dal yanıklığı, zeytin dal kanseri, kirazda bakteriyel kanser hastalıklarının mücadele yöntemleri belirlenmiş, İzmir ilinde patates alanlarında önemli bakteriyel hastalıklar saptanmıştır. Enginarda ise, yaş çürüklüğe neden olan etmen saptanmış ve çeşitlerin duyarlılıkları ile kimyasal mücadele olanakları araştırılmıştır.

1980-1988 ve 1993-1995 yıllarında badem ağacı kanserinin savaşım yöntemleri ve önemli badem çeşitlerinin duyarlılık düzeyleri ortaya konulmuştur.

1989-1991 yıllarında tohumluk üretimi yapan patates alanları bakteriyel halka çürüklüğü hastalığı yönünden EPPO’nun kabul ettiği İF yöntemiyle taranmış ve hastalığın bulunmadığı saptanarak EPPO ülkelerine ihracat engeli kaldırılmıştır.

Yumuşak çekirdekli meyve ağaçlarında görülen ateş yanıklığı hastalığı üzerinde survey, çeşit reaksiyonu ve hastalığın mücadelesine yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Bacillus thuringiensis preparatlarının üretim olanakları üzerinde çalışılmıştır.

Kök kanseri hastalığına karşı yapılan biyolojik kontrol çalışmaları sonucunda, bitkisel üretim materyalinin dikimden önce Kerr 84 liyofize kültürün seyreltilmesiyle elde edilen süspansiyonuna daldırılması yöntemi uygulamaya mücadele yöntemi olarak verilmiştir. Toprak solarizasyonu yöntemini örtüaltı domates yetiştiriciliğinde bakteriyel solgunluk ve kanser hastalıklarına oldukça etkili olduğu saptanmıştır.

Ege Bölgesi bitkisel üretim sorun olan bazı zararlı türlerin ölü veya hasta larva örneklerinde entomopatojen olan Bacillus thuringiensis ırkları saptanmış ve en etkili bulunan birkaç izolatın derin fermentasyon teniğiyle pilot üretimi yapılmış ve Sesemia nonogroides isimli mısır zararlısına karşı insektisidal aktivitesi saptanmıştır.

Kök kanseri (Agrobacterium tumefaciens)hastalığına karşı yapılan biyolojik kontrol çalışmaları sonucunda, bitkisel üretim materyalinin dikimden önce Kerr 84 liyofize kültürün seyreltilmesiyle elde edilen süspansiyonuna daldırılması yöntemi uygulamaya biyolojik mücadele yöntemi olarak verilmiştir. Toprak solarizasyonu yöntemini örtüaltı domates yetiştiriciliğinde bakteriyel solgunluk ve kanser hastalıklarına oldukça etkili olduğu saptanmıştır.

Yumuşak çekirdekli meyve ağaçlarında Ateş yanıklığı Hastalığının (Erwinia amylovora) tahmin ve uyarısı için uygun modelin belirlenmesi amacıyla yürütülen çalışmalar sonunda; Maryblyt Version 4.3 ve BIS 95 modellerinin Ateş yanıklığı çiçek infeksiyonu risk günlerini belirlemede başarı ile kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Ekonomik düzeyde armut üretiminin yapıldığı ve hastalığın çok zararlı olduğu üretim alanlarında modeller yardımıyla infeksiyon tahminleri yapılarak, ilaçlı mücadele uygulamalarının infeksiyon tahminlerine dayalı olarak yapılmasının hastalıkla savaşımda başarıyı artırdığı belirlenmiştir. Hastalığın Entegre Mücadelesine yönelik çalışmalar sürdürlmektedir.

Asma kök uru (Agrobacterium vitis) hastalığına karşı asma anaç ve üzüm çeşitlerinin duyarlılık durumlarının araştırıldığı çalışmalar sonunda; kök uru hastalığının sorun olduğu üretim alanlarında ekolojik uyum da dikkate alınarak, Teleki 5C, 41B, 1613, R 99 ve 420 A gibi yaygın üretimi yapılan, ancak kök uruna duyarlı olan anaçların yerine Kober 5BB, Ramsey, 140 Ruggeri ve 1045 Paulsen gibi hastalığa daha az duyarlı olan anaçlara yer verilmesi gerektiği saptanmıştır. Ülke ekonomisi açısından büyük önemi olan Çekirdeksiz üzüm çeşidinin yüksek düzeyde hastalığa duyarlı olduğu belirlenmiştir.

Ege Bölgesinde domateslerde Öz nekrozu hastalığına neden olan etmenler saptanmış ve N, K ve yüksek orantılı nem ve düşük gece sıcaklıkları ile ilişkisi ortaya konmuş çeşitlerin reaksiyonlarının ve mücadele yöntemlerinin belirlenmesine yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

Gerek proje çalışmaları, gerekse proje dışı çalışmalarla çok sayıda patojen bakteriyel türün Türkiye’deki ilk tespitleri yapılarak bu patojenlerle ilgili karantina tedbirlerinin ve diğer önlemlerin alınması sağlanmıştır. Bulgular bilimsel kongre ve dergilerde yayınlanmıştır.

Virus hastalıkları konusunda yapılan çalışmalarda da, Ege Bölgesinde ticari olarak yetiştirlen süs bitkilerinde görülen virus hastalıkları ; marullarda görülen virus hastalıkları ve taşınma yolları ; haşhaş ve ikinci ürün mısır, yemeklik baklagil ve yem bitkilerindeki virus hastalıkları belirlenmiştir.

Bulaşık soysuzlaşmadan arındırılmış temel Amerikan asma anaçlığı ve aşı kalemi damızlığı tesisi bu konuda yürütülen çalışmalarla kurulmuştur.

Narenciye ağaçlarını etkileyen virus hastalıkları belirlenmiş, meyve fidanlıklarının, örtü altında yetiştirilen sebzelerin ve zeytin ağaçlarında sorun olan virus hastalıkları üzerinde çalışılmıştır. Türkiye' de önemli kültür mantarı üretimin merkezlerinde virus ve ıslak kabarcık (Mycogone permiciosa) hastalıkları üzerinde araştırmalar da ilk kayıt olan mantar virusu saptanmıştır. Ayrıca, Domates halka leke virusu ve domates siyah halka virusu, Türkiyede ilk kayıt olarak saptanmıştır.

Entomoloji Şubesi

Hububat zararlıları laboratuvarında yapılan çalışmalar sonucunda,Ekin güvesinin biyolojisi, yayılış alanı, zarar derecesi ve savaşım yöntemleri belirlenmiştir. Çeltiklerde yapılan çalışmada ise, zararlı ve yararlı fauna ile sorun olan zararlılara karşı etkili olan insektisitler saptanmıştır.

Mısırın önemli zararlıları Mısır kurdu (Ostrinia nubilalis) ve Mısır koçankurdu (Sesemia nonagrioides) konularında yürütülen iki doktora çalışmasında, zararlıların biyolojileri, ekolojileri, yayılış ve zarar oranları ve doğal düşmanları ile uygun mücadele yöntemleri ortaya konmuştur.

1987 Yılından bugüne Ege Bölgesinde her yıl artan oranda sorun olan Süne ile ilgili olarak yapılan düzenli eğitim çalışmaları yanısıra, bölge koordinatörlüğü yürütülmüş, bazı yıllarda ise Güneydoğu ve Trakya bölgelerinin koordinatörlüğü enstitümüz tarafından yapılmıştır.

Mısırda yapılan çalışmalarda, Mısır kurduna karşı biyopreparatların %10 oranında ilaçla karışım halinde kullanılabileceği ve mücadelede dekara doz yerine 100 l suya konsantrasyon kullanımının ilaçtan tasarruf sağladığı belirlenmiş, yine Mısır kurdu savaşımında tahmin-uyarı modeli geliştirilmiş, bu amaçla termal konstant ve ışık tuzakları ile phenylacetaldehyde’in kullanılabileceği saptanmıştır.

Hububat zararlıları laboratuvarında çalışmış olan Meliha Karman’ın hazırladığı ‘Bitki Koruma Araştırmalarında Genel Bilgiler, Denemelerin Kuruluşu ve Değerlendirilmesi’ isimli istatistik kitabı tüm araştırıcıların yararlandıkları önemli bir kaynaktır.

1984-1989 yıllarında baklagil konusunda enstitümüzün koordinatörlüğünde yapılan araştırmada, baklada ülkemiz için yeni zararlı türler saptanmış; mercimeklerde Mercimek tohum böceği (Bruchus lentis), börülcelerde Kapsül kurtları (Lapides boeticus ; Etiella zinckenella) ve fasulyelerde Fasulye tohum böceği (Acanthoscelides obtectus) ‘nin kimyasal mücadele yöntemleri ve etkili ilaçları belirlenmiştir. Nohut zararlıları ile ilgili çalışmalarda ise; Nohut sineği (Liriomyza cicerina) ve Nohut yeşilkurdu (Heliothis viriplaca)’nun populasyonları izlenmiş, doğal düşmanları araştırılmış, Melia azedarach tohumu ekstraktının Nohut sineği larvalarına etkili olduğu bulunmuştur.

Örtüaltında yetiştirilen sebzelerde yürütülen entegre mücadele projesinde, domates yetiştiriciliğinde zararlılarla mücadelede çok az veya hiç ilaç kullanılmadan ürün elde edilmiştir. Ege Bölgesinde ekonomik önemde zararlı olan Bozkurtlar (Agrotis spp.), Pis kokulu yeşil böcek (Nezara viridula) ve Lahana kelebeği (Pieris brassicae) konularında doktora çalışmaları yürütülmüştür.

Pamukta zararlı Pembekurt (Pectinophora gossypiella) konusunda yürütülen ihtisas tezinde, zararlının zararı, yaşayışı ve savaşım yöntemleri belirlenerek ‘Pamukta Pembekurt Yönetmeliğine’ esas olan veriler elde edilmiştir. Yine pamukta, Yaprakbiti (Aphis gossypii) üzerinde yapılan doktora çalışmasında zararlının biyolojisi ortaya konulmuş ve populasyon dalgalanmaları izlenmiştir. Ege Bölgesinde Entegre Mücadele konusunda ilk çalışmalar 1970 -1980 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve günümüzde yapılan çalışmalara temel oluşturarak bulgular elde edilmiştir. Pamukta Kırmızıörümceklere karşı tolerant çeşit olarak Nazilli 845 çeşidi belirlenmiştir. Pamukta, cypermethrin ve deltamethrin’in yanısıra geniş spektrumlu bir insektisit olan carbaryl’inde Kırmızıörümcekleri önemli ölçüde artırdığı saptanmış ve bu grup pestisitlerin kullanımında dikkat edilecek konular belirlenmiştir.

Haşhaşlarda yapılan çalışmalarda, saptanan önemli hastalık ve zararlıların kapsüldeki morfin oranı ve tohum miktarı ile yağ oranına etkileri saptanmıştır.

Tütünde Yaprakbiti (Myzus persicae) ile ilgili çalışmalarda, ekonomik zarar eşiğinin yaprak başına ortalama 24 yaprakbiti olduğu belirlenmiştir.

Nergis soğan sinekleri konusunda yapılan doktora çalışması ile türler ve mücadele metodları belirlenmiştir. Ayrıca örtüaltında yetiştirme süs bitkilerinde zararlı yaprak galeri sineklerinin sarı yapışkan tuzaklarla kitlesel tuzaklama olanakları ortaya konup pratige verilmiştir.

Bölgemizde bulunan önemli meyve zararlılarının hemen hemen tümü üzerinde çalışılmıştır.

Fidan dip kurtları (Capnodis spp.) üzerinde yapılan çalışmalarda, türleri, biyolojileri ve mücadele yöntemleri araştırılmış, Meyve ve Turunçgil kabuklu bitleri, özellikle San-jose kabuklu biti üzerinde çalışılmıştır.

Elma içkurdu (Cydia pomonella) mücadelesinde tahmin-uyarı sistemi geliştirilmiş; Kiraz sineğine (Rhogoletis cerasi) karşı zehirli yem dal ilaçlamalarının kısıtlı da olsa uygulanabileceği ortaya konulmuştur.

Ekonomik önemde zarar yapan meyve sineklerine karşı yerli üretim cezbedicilerinin geliştirilmesi ve kullanımları üzerinde bir TUBİTAK projesi sonuçlandırılmış, halen Zeytin sineği mücadelesinde kullanılan Ziray pratiğe verilmiştir. TAEK tarafından desteklenen projede,Akdeniz meyve sineğinin üretim, ışınlanma, bio-assay çalışmaları tamamlanmış ve 1980 yılında İzmir’de ilk olarak kısır böcek salma tekniği (SIT) uygulanmıştır. Japonya’ya turunçgil ihracatı ile ilgili olarak aynı zararlıya karşı soğuk hava sterilizasyon tekniği (cold-sterilization) uygulanmış ve meyve içerisindeki tüm yumurta va larvaların öldüğü ortaya konulmuştur.

Meyvelerde toprakaltı zararlılarına karşı en etkili mücadele yöntemi saptanmıştır. TUBİTAK destekli bir proje ile ise, kestane zararlıları saptanmış ve önemli türlere karşı gömü ilaçlamalarının daha pratik ve ekonomik olduğu belirlenmiştir.

Kestane konusunda yapılan faunistik çalışmalar sonucunda 1 tanesi dünya, 13 tanesi Türkiye, 14 tanesi Batı Anadolu Bölgesi için yeni 133 tür saptanmıştır.

Kiraz ağaçlarının önemli zararlısı Elma yaprakbükeni (Archips rosanus) üzerinde yapılan bio-ekolojik çalışmalar sonucunda yeni mücadele eşiği 7 yumurta paketi/ağaç ve %6 larvalı yaprak buketi zararı olarak belirlenmiştir.

Biyoteknoloji projesi kapsamında yapılan çalışmalarda, Elma içkurduna karşı 1eşeysel çekici tuzak/1 ağaç şeklinde uygulanan kitlesel tuzaklamanın etkili olduğu belirlenmiştir. Yine, Elma yaprak bükenine karşı şaraplı besi tuzakları ile 1 tuzak/1 ağaç parametresi ile yapılan kitlesel tuzaklamada zararlının ekonomik zarar eşiğinin altında tutulabileceği bulunmuş; Elma gövde kurduna karşı ise, 1 eşeysel çekici tuzak (delta)/1 ağaç uygulamasının birbirini izleyen yıllarda başarılı sonuçlar vereceği saptanmıştır. Meyve sineklerine karşı ülkemiz koşullarımda çeşitli amaçlarla kullanılabilecek tuzak+ cezbedici kombinasyonları belirlenmiş, Kiraz sineğine karşı kitlesel tuzaklama sonucu ağaç başına asılacak amonyak kapsüllü dört sarı yapışkan vizüel tuzakla %62 etkinlik elde edilmiştir. Akdeniz meyve sineği üzerinde 1987-1991 ve 1994-1997 yılları arasında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunca desteklenen ve 16 ülkenin katıldığı uluslararası iki projede yapılan çalışmalar sonucunda, SIT ve kitlesel tuzaklama yöntemlerinde yararlanmak üzere zararlının hem erkek hem de dişilerini çeken süper kombinasyonlar geliştirilmiştir. Zeytin zararlıları konusunda önemli çalışmalar yürütülmüştür. Zeytin sineği (Bactrocera oleae), Zeytin güvesi (Prays oleae), Zeytin kara koşnili (Saissetis oleae), Zeytin kabuklubiti (Parlatoria oleae) gibi ana zararlılar ile ekonımik önemdeki diğer zararlıların biyo-ekolojileri ve mücadele yöntemleri belirlenmiş olup, bunları ğeliştirme çalışmaları devam etmektedir. Zeytin sineği mücadelesine yönelik olarak kaplama ilaçlamanın yanısıra küçük izole zeytin alanlarında başarı şansı olan zehirli yem kısmi ilaçlama yöntemi geliştirilmiştir

 

Havadan ilaçlamalarla ilgili olarak yaklaşık 15-20 yıldır sürdürülen geliştirme çalışmaları tamamlanmıştır. Çalışmalar sonucunda, ucakla ULV bait-spray sistemi ile havadan 1-2 l’lik bir karışımla 1 hektarlık alan çok kısa sürede ULV özelliği olan ilaç ve besi cezbedici karışımı ile ilaçlanabilmektedir.

Zeytin sineğine karşı 1 eşeysel çekici tuzak/3 ağaç parametresinin uygulandığı kitlesel tuzaklamanın ümitvar sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Aynı zararliya karşı, 1 adet besi tuzağı (amonyaklı)/ 1 ağaç ve 1 eşeysel çekici tuzak/ 1 ağaç şeklinde uygulanan kitlesel tuzaklama sonucu da %78 etki saptanmıştır.

Zeytin kara koşnili ile ilgili son çalışmalarda, zararlının bölgemizde zeytin sineğine karşı yapılan havadan ilaçlamaların eylül başına geciktirilmesi ile Metaphychus cinsine bağlı parazitoidleri ve Coccinellidae avcı türlerinin faaliyetleri sonucunda populasyonun düşürüldüğü saptanmıştır.

Zeytin kabuklu biti karşı, yapılan çalışmalar sonucunda, yaprak ve sürgünlerde zararlı olduğu 1.döle karşı ilaçlama yapılmaması durumunda, özellikle ilkbaharın yağışlı ve ılık geçtiği yıllarda parazitoid faaliyetinde artış olacağı, ancak salamuralık zeytinlerde parazitoid etkinliğinin %50’nin altında olması durumunda meyve dölüne karşı ağustosta yapılacak bir ilaçlama ile etkili olunacağı belirlenmiştir. Yapılan diğer bir çalışmada ise, Zeytin kabuklubitinin ürünün bol olduğun yıllarda ekonomik düzeyde zararlı olmadığı ve ilaçlama gerekmediği ; ürünün az olduğu yıllarda zararın yoğun olduğu dalların ilaçlanmasının yeterli olacağı saptanmıştır.

Bağ zararlıları konusunda ise; omcaların köklerinde zararlı Haziran böceğinin biyolojisi ve kimyasal mücadele yöntemi belirlenmiş, bağlarda vegetatif ve generatif aksamda zarar yapan Unlu bit (Planococcus citri) üzerinde çalışılmış; Ege Bölgesinde zararlı Thrips türleri ve doğal düşmanları, kimyasal savaşım yöntemleri belirlenmiştir. Bağ salkım güvesi (Lobesia botrana)’nın biyolojisi, doğal düşmanları, kimyasal savaşım olanakları ve biyolojik preparatların etkililikleri araştırılmıştır. Salkım güvesinin mücadelesinde uygulanan tahmin-uyarı sistemi testlenmiş, geliştirilmiş ve organizasyon çalışmaları yürütülmüştür. Tahmin-uyarı çalışmalarında kullanılan yem tuzakları ve pheromon tuzakların çekicilikleri belirlenmiştir. Salkım güvesi mücadelesinde, biyoteknik ve biyolojik mücadele olanakları çalışılmış ve Bt'’i preparatlar %1 şeker ilavesi ile pratiğe verilmiştir. Biyoteknik yöntemlerin kullanılma olanaklarının araştırıldığı doktora çalışması sonuçlandırılmıştır.

İzmir ve Manisa illerinde 1999-2001 yılları arasında “Ege Bölgesi’ nde Salkım güvesi (Lobesia botrana Den.-Schiff.) ile mücadelede çiftleşmeyi engelleme yöntemini uygulama olanakları üzerinde araştırmalar” isimli proje 2001 yılında tamamlanmıştır. Türkiye’ nin en önemli ihracat ürünlerinden biri olan kuru üzümün pestisit kalıntısı içermesi durumunda karşılaştığımız sorunları aşabilmek, bu yönteme bağ entegre mücadele ve organik yetiştiricilik programlarında yer verebilmek, özellikle organik bağ yetiştiriciliğinde mevcut tek mücadele metodu olan Bacillus thuringiensis’ li preparatlara bazı dezavantajları nedeniyle ivedilikle alternatif getirebilmek için denenen Çiftleşmeyi engelleme tekniği (Mating disruption Technique)’ nin pratiğe verilmesi uygun görülmüştür. Özellikle organik bağ yetiştiriciliğinde ana zararlı konumundaki Salkım güvesi ile mücadelede mevcut tek çözüm olan Bacillus thuringiensis’ li preparatlar etki süresinin kısalığı nedeniyle bir sezonda 3-6 kez uygulanabilmektedir. Üstelik tüm dünyada bu preparatlara bazı böceklerin dayanıklılık kazanması nedeniyle organik yetiştiricilikte alternatif arayışıyla biyoteknik yöntemlere ilgi artmıştır. ÇE yöntemi ise hem dayanıklılık riski taşımamakta hem de sezon başında bir kez uygulanarak tekrarlanan işçilik, benzin, preparat, amortisman vb. gibi masraflardan kaçınılmaktadır. Üstelik bu yöntemin üstüste uygulandığı alanlarda ana zararlıya karşı insektisit uygulamasına gerek kalmadığı için diğer zararlılar ve yararlılar arasında doğal denge kurulmaktadır. Böylece bağlarda sık rastlanan thrips, yaprakpireleri ve ikinoktalı kırmızıörümceklerin populasyon yoğunluğu ekonomik zarar eşiğine ulaşmadığı için bunlara karşı da ilaçlama yapılmamaktadır. Hem çevrenin daha fazla kirlenmesi engellenmekte, hem de milli ekonomiye katkıda sağlanmaktadır.

Yöntemin Uygulanışı: Shin Etsu firması tarafından üretilen ve her biri 172 mg E,7-Z,9- dodecadienyl acetate içeren Isonet-L yayıcıları kurutmalık üzümün hedeflendiği bağlarda Salkım güvesi ile mücadelede kullanılabilir. Bağda ilk ergin çıkışı ile birlikte her sırada 6-6,5 m de bir (1 yayıcı/20 m2), kenar sıralarında 2 m de bir olmak üzere en az 600, en çok 750 yayıcı /ha sürgünlere asılmalıdır. Bağın içinde veya kenarında bulunan her ağacın dallarına çepeçevre 2 m de bir, yerden 2 m yüksekliğe yayıcı asılmalıdır. Uygulama alanına 80 m den daha yakın bir mesafede başka bir bağ varsa o bağa da 30 m derinliğinde 20 m2 de bir yayıcı asılarak tampon uygulaması yapılmalıdır. Yanyana birden fazla bağa uygulama yapılması durumunda iki bağın arası 5 m den az ise aralarındaki kenar sıralara 2 m de bir yayıcı asmaya gerek yoktur. Mesafe 5-10 m arasında ise iki bağın arasındaki kenar sıralara 5 m de bir, 10 m den fazla ise 2 m de bir yayıcı asılmalıdır. Yayıcılar asıldıktan sonra Salkım güvesi’ nin 1. dölüne ait bulaşma oranı % 5’ in üzerinde ise ÇE yöntemi ile birlikte 1. döle karşı biyolojik bir preparat kullanılarak başlangıç populasyonu düşürülmelidir.

GA uygulamalarının bağlarda Salkım güvesinin zararı üzerindeki etkisi araştırılmıştır.

Bağlarda zararlı Kırmızıörümcekler belirlenmiş ve mücadele yöntemleri saptanmıştır. Salkım güvesi mücadelesinde uygulanan sentetik piretroidli insektisitlerin kırmızıörümcek populasyonu üzerindeki etkileri araştırılmıştır.

Bağlarda zarar yapan Auchenorrhyncha türleri saptamış, önemlilerinin biyolojileri, populasyon dalgalanmaları ve zarar şekilleri incelenmiştir.

Ege Bölgesinde çilek alanlarındaki faunistik çalışmalar tamamlanmış, çileklerde zararlı Maymuncuk (Otiorhynchus spp.) türlerinin biyolojileri, zarar şekli ve biyolojileri üzerine etki eden abiyotik faktörler incelenmiştir.

1992-1996 Yılları arasında yürütülen solarizasyon çalışmasında, 4 haftalık örtülemenin uygulama zamanı, şekli ve süresine dikkat edildiğinde kök ur (Meloidogyne spp.) nematodunun kontrolünde yeterli olduğu bulunmuştur. 1993-1997 Yıllarında ise, toprak tipleriyle ile ilgili yapılan çalışmada, toprak tipleri ile kök ur nematodlarının bulunuş ve zararı arasında ilişkilerin araştırılması sonucunda birçok ilginç bulgular elde edilmiş ve uygulamaya aktarılmıştır.

Herboloji Şubesi

Polikültür tarım yapılan Ege Bölgesinde yabancı ot sorunu oldukça yaygın ve büyüktür. İlaçlı ve mekanik yabancı ot mücadelesi ile ilgili olarak çalışmalar yapılmakta ve uygulamaya aktarılmaktadır.

Anasonda en ekonomik yabancı ot uygulamasının ilaç+çapa uygulaması ile elde edildiği, tek başına ilaç veya çapa uygulamasının ekonomik olmadığı belirlenmiştir.

Anızı yakmanın bazı yabancı ot tohumlarında çimlenmeyi azalttığı halde, bazı türlerde etkili olmadığı, hatta bazı türlerde çimlenmeyi teşvik edici olduğu bulunmuştur.

Pamukta hasat öncesi ot kırma işleminde Domuz pıtrağı (Xanthium strumarium) kapsülleri yeşil olum devresinde olmasına karşın ortalama %5 oranında çimlenme yeteneğinde olduğu anlaşılmıştır. Pamuk sahalarında sorun olan yapışkan otun (Setaria vercillata), yaygın kullanılan trifluralin etkili maddeli herbisite karşı duyarlılık azalması çalışmaları tamamlanmış, elde edilen bulguların değerlendirilmesi için daha ayrıntılı çalışmaların yapılması gerektiği belirlenmiştir.

Yabancı ot mücadelesinde toprak solarizasyonunun etkili olduğu, seralarda 9 haftalık solarizasyonun yeterli olduğu saptanmıştır.

Pamukta bazı yabancı otlarların populasyon dinamiği, nohutta yabancı ot mücadele eşiği, topraktaki tohum tür ve sayısından yabancı ot flora tahmini çalışmaları sürdürülen araştırmalardır.

Biyolojik Mücadele Şubesi

Enstitümüzde biyolojik mücadele çalışmaları Mısır’dan getirilen Rodolia cardinalis ve Cryptolaemus montrouzieri ve Almanya’dan getirilen Aphelinus mali ile başlatılmıştır. 1931 Yılında Almanya’dan Bracon hebator getirilerek Aydın’da Tariş incir depolarına salınmıştır. Bu parazitoidin biyolojisi, incir depolarında zararlı Cadra cautella üzerindeki etkinliği ve uygun konukçu parazit oranı saptanmıştır.

San-jose kabuklubitine karşı yararlanılmak amacıyla Fransa’dan Encarsia perniciosi parazitoidi getirilmiş ve kitle halinde üretilerek bölgeye yerleşmesi sağlanmıştır.

Bölgemizde turunçgil ve incir alanlarında zararlı Coccoidaea türlerinin, turunçgil alanlarında zararlı Saissetia olea' nın, Arachnida’ ların ve Coccus türlerinin; meyve ağaçlarında zararlı Euproctis chrysorrhoea’nın; taş çekirdekli meyve ağaçlarında zararlı Aphididae familyası türlerinin doğal düşmanları belirlenmiştir.

Bölgemizde, kiraz ağaçlarında zararlı Archips türlerine karşı biyolojik savaşta Trichogramma cacoeciae’den yararlanma olanakları araştırılmıştır. Turunçgillerde önemli bir zararlı olan Turungil beyazsineği ile mücadelede Serangium parcesetosum’un bölgemiz koşullarına adapte olması sağlanmıştır.

Mısır alanlarındaki önemli zararlılardan olan Mısır kurdunun biyolojik mücadelesine yönelik olarak Trichogramma brassicae’ nin kullanım olanakları belirlenmiş, ayrıca bir üretim ünitesi kurularak salım çalışmalarına başlanmıştır.

Ege Bölgesi bağ alanlarında akar predatörü türler belirlenmiş, bunlardan Typhlodromus perbibus türü ülkemiz için yeni kayıt olarak saptanmıştır.

Ege Bölgesi pamuk ve bağ alanlarında yaygın olarak kullanılan bazı preparatların predatör böcek Chrysoperla carnea Steph.' ya yan etkileri belirlenmiştir.

Mücadele İlaçları Şubesi

Tarımda zararlı organizmalara karşı ilaç kullanımı insan sağlığına olumsuz etki yapmakta ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bu nedenle gıdalarda belli bir oranda ilaç kalıntıları sorunu yaşanmaktadır.

Bu çerçevede tarımsal ürünlerdeki kalıntıların belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu nedenle Enstitümüz Mücadele İlaçları Şubesinde kalıntı sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalara ağırlık verilmektedir. Bölgemizde önemli ihraç ürünlerinden tütün ve çekirdeksiz kuru üzümde kalıntı konusunda ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik projeli çalışmalara girilmiş ve uluslar arası geçerliliği olan metotlar uyarlanmış ve her iki ürünle ilgili kalıntı sorunlarının niteliği ortaya konmuştur. Yapılan çalışmalarla da tütünde kalıntı sorunu % 1 seviyelerine çekilmiş ve bu sorunun ihracata yansımaması için önlemler alınmış, bu çerçevede çiftçilere 20.000 afiş ve broşür dağıtılarak eğitimleri sağlanmıştır.

Çekirdeksiz kuru üzümde ise yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilen bulgular esas alınarak strateji oluşturulmuş ve Entegre mücadele proje çalışmaları ve eğitim çalışmaları ile sonuçlar pratiğe aktarılarak, ihracattaki geçen yıllar içerisinde kalıntı nedeniyle Kanada'dan geri çevrilen kuru üzümlerdeki sorun ortadan kalkmış ve ihracat kapıları yeniden açılmıştır.

Zirai Mücadele Alet ve Uygulamaları Şubesi

Entomoloji şubesiyle Mısırda yürütülen çalışmada, dekara doz yerine 100 lt suya konsantrasyon verilerek kullanılan pestisitten tasarruf sağlanmıştır.

Bağlarda, sırt pülverizatörü ve hava akımlı döner diskli pülverizatör biyolojik etki yönünden karşılaştırılmış, Tünel Tipi Pülverizatörün de (M4) geri kazanım oranı saptanmıştır. Hedef zararlı Salkım güvesi (Lobesia botrana Den.-Schiff.) ile mücadelede insektisit olarak, entegre mücadele talimatlarında yer alan preparatlar kullanılmıştır. Denemelerin sonucunda, döner diskli pülverizatörle normal koşullarda 1/3 doz ile yeterli bir sonuç alınmıştır. Tünel Tipi Pülverizatörle bağda geri kazanım oranı % 5,89 olarak belirlenmiştir.

Serada yetiştirilen domates ve patlıcanlarda, bazı zararlılara karşı, ilaçlama hacmini azaltmaya olanak veren, döner diskli pülverizatörle (Ulvafan 85) yapılan ilaçlamalar ve biyolojik etkinlik sonuçları hakkında bilgiler elde edilmiştir. Bazı ilaçlamalarda 1/3 oranında ilaç kullanıldığında aynı biyolojik etki elde edilmiştir.

Çevrecilik yönünden önemli bir kavram olan ilaç kullanmadan mücadele yöntemlerinde bir aşama olarak kabul edilebilecek, çeltik tohumlarında nematod mücadelesinde kullanılabilecek sıcak su daldırma sistemi imal edilmiştir.

Yukarıdaki proje çalışmalarına ilave olarak, Enstitümüz 1992 yılında "Uluslar arası Entegre Mücadele Sempozyumu" nu 1999 da ise Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile ortaklaşa Türkiye 1. Ekolojik Tarım Sempozyumunu düzenlemiştir.

2000 yıllara gelindiğinde hastalık ve zararlılarla mücadelede kimyasal mücadelenin yanında biyolojik ve biyoteknik mücadeleye özellikle çevrenin giderek kirlenmesi nedeniyle ağırlık verilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede Yünanistan'la alınan ve mutabakat sağlanan 3 projede biyolojik mücadeleye esas çalışmalardır. Keza Uluslararası Atom Enerjisi, NATO , TUBİTAK ve Özel Sektörle yürütülen projelerde bu kapsamda projelerdir ki bu projeler kuruluşumuz için önemli parasal kaynak sağlamaktadır.